dini chat

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Elektronik Müzik - Öncesi 1/2

Müzik teknolojilerinin hayatımızın bir parçası oluşunun yüz yıllık tarihine baktığımız zaman, birkaç önemli dönüm noktasıyla karşılaşırız. 20. yüzyıla değin, Alman müzikologlar Sachs ve Hornborstel’ in dünyadaki tüm müzik çalgılarını sınıflandırmak için kullandığı “chordophone” (gergin bir telin titreşimi ile ses üreten çalgı), “aerophone” (kapalı bir tüpteki havanın titreşimi ile ses üreten çalgı), “idiophone” (kendisi titreyerek ses üreten çalgı) ve “membranophone” (gergin bir membrane yapısının titremesiyle ses üreten çalgı) organolojik (çalgıbilimsel) açıdan yeterli oluyordu. Gelişmekte olan teknoloji ve seri üretim, tabii ki bu çalgılara henüz 19. yüzyılda damgasını vurmuştu: Emperyalizm dünyanın en ücra köşelerine dahi piyanolar, akordiyonlar götürüyor, endemik müzik gelenekleri çoksesli ve eşit tampere akortlu Avrupa müziği ile melezleniyordu. Genç kulaklar gitgide kendi öz müzik geleneklerini “akortsuz” bulmaya, veya Mississipi deltasında filizlenen Blues gibi, Batı eşit tampere sistemini büken “mavi nota”larla zenginleştirmeye başlamışlardı. Lakin, bütün bu gelişme ve yeni sentezlerin hiç biri, elektriğin, fonografın ve radyonun yarattığı büyük patlamalar kadar etkili olmadı.

Sachs-Hornborstel sisteminin “electrophone” (bir devreden geçen elektrik akımı ile ses üreten çalgı) ile genişlemesi için ilk adımı bir Rus mucit, 20. Yüzyılın başında, ismini verdiği Theremin isimli çalgıyı icat ederek attı. Icracı büyüleyici, hiç o zamana değin görülmemiş şekilde, görünmez “teller” üzerinde elini hareket ettirerek, o zamana kadar hiç duyulmamış bir ses üretiyordu. Bu tek sesli synthesizerı birçok başka elektrikli çalgı takip etti, bazıları pek de satmayan tuhaf icatlar olarak kalırken, Hammond Orgu gibi bazıları da müzik tarihini değiştirecek kadar yaygın ve etkili oldu. 1950’ lerde radyo istasyonlarının yanı sıra Hollywood ve ona kafa tutmak amacındaki Sovyet film endüstrisi, bu yeni çalgıların sıradışı seslerini tüm dünyaya duyurdular. 1957’ de Columbia Üniversitesi’ ne RCA tarafından kurulan, devasa bir odayı kaplayan Mark2 Müzik Synthesizer, besteci ve akademisyen Milton Babbitt’ in eserleriyle sanat müziğinde dahi kendine yer buldu. Eşzamanlı olarak okyanusun öteki tarafında da Karlheinz Stockhausen, Tristan Murail gibi besteciler bu yepyeni tasarlanmış ses dünyasını sanat müziği tanımıyla bağdaştırmaya çalışıyorlardı. Kayıt edilmiş sesin manipüle edilmesi (Musique concrete) ve modüler synthesizerlar 20. yüzyıl avantgarde müziğine damgasını vurdu: Isao Tomita ve Wendy Carlos, geçmiş yüzyılların büyük eserlerini daha önce hiç hayal bile edilmemiş bu yeni seslerle yorumlayarak, 20. Yüzyıl çerçevesine oturttular. En büyük etki, synthesizerların popüler müziğe girişi ile yaşandı.  1960’ larda Bob Moog’ un synthesizerları küçük ve satın alınabilir hale getirmesi dönüm noktası oldu. 1970’ de Minimoog 12bin adet sattı: artık her müzik grubu bu kendinden klavyeli, devreleri kapalı, hiç bilmeyen birinin dahi deneme yanılmayla ses tasarlayabileceği kadar anlaşılır bu marifetli aleti ses dünyalarına dahil etmek istiyordu.

Devamı haftaya ...

Bu yazı 3307 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum