dini chat

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ALG' lerden Biyoyakıt Üretimi

Modernleşme, pek çok alanda büyük ilerlemelerin gerçekleşmesine olanak tanıyarak gündelik yaşamın getirdiği sorumlulukların yükünü oldukça hafifletmektedir. Modern yaşam pek çok kolaylık sağlamasının yanı sıra akla gelebilecek hemen her alanda enerji tüketimine olan gereksinimi ciddi oranda artırmaktadır (sanayide, şehir şebekelerinde, evlerde, otomobillerde vb.). Bu da var olan kaynakların çok daha hızlı tükenmesine neden olmaktadır. Bu durum hem günümüz hem de gelecek için büyük ölçüde sorun teşkil etmektedir. Yakıtların büyük bir kısmı kömür, petrol ürünleri ve doğal gaz gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarından sağlanmakta olup bu kaynakların hızla tükenmesi küresel anlamda ekonomik bir kriz dönemi yaratabileceğinden yakıt ihtiyacının karşılanması için güneş, rüzgar, nükleer ve biyolojik kökenli alternatif kaynaklara yönelim söz konusudur. Bu bağlamda biyoyakıt üretimi çokça ilgi görmektedir. Bu konuda çok fazla araştırma yapılmaktadır.

Biyoyakıt, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar gibi biyolojik kaynaklardan üretildiğinden toksik etki yaratmayan yani doğa dostu bir yakıt çeşididir. Bunların yanı sıra kullanılan ham maddeye göre değişkenlik gösteren sınırlamaları da bulunmaktadır. Örneğin; bitkiler ham madde olarak kullanılacak ise toprak gereksinimi, su tüketimi, ürün oluşumunun uzun sürmesi gibi sınırlamaları bulunmaktadır. Bununla birlikte bitkiler bir de gıda olarak tüketilebilecek ürünler olduğundan yakıt olarak kullanılmasının gelecekte insanlar için besin kıtlığına neden olabileceğinden büyük bir sorun olarak görülmektedir. Bu duruma uzun ve karmaşık olmayan ekonomik ekim ve üretim prosesleri ile mikrobiyal kaynaklar bir nevi çözüm getirmektedir.

Kendileri için optimum miktarda karbon ve bazı besinler içeren atık su içerisinde kolaylıkla büyüyebilen alg türleri, biyoetanol ve biyodizel üretiminde yaygın olarak kullanılan mikrobiyal kaynaklardandır. ALG' ler üçüncü nesil biyoyakıtlardır.

Birinci nesil biyoyakıtlar; buğday, arpa, şeker, kolza tohumu, bitkisel yağlar gibi gıda ve yem olarak kullanılan ürünlerdir. Ürünlere yönelik talebin fazla olması sebebiyle tarım faaliyetleri gerçekleştiren kesimlerin kalkınmasına yardımcı olmasına ve çevre dostu olmasına rağmen bu ürünlerin kullanılmasının gıda sıkıntısı yaratabileceği düşüncesi birinci nesil biyoyakıtların sürdürülebilirliğini ortadan kaldırmış olup yeni ham madde arayışına neden olmuştur. 

İkinci nesil biyoyakıtlar; yenmeyen tarımsal ürünler, orman atıkları, tarımsal atıklar, saman, çimen, belediye katı atıkları gibi ürünlerdir. Gıda mahsülleri ile rekabet etmemesi ve gıda ürünlerinden daha uygun fiyatlı ham madde olması yönüyle avantajlı olsa bile kullanıma uygun hale getirilmesi için önişlemden geçirilme zorunluluğu ve kullanıma hazır hale gelme sürecinin uzunluğu bakımından dezavantajlıdır. Bu durumda yeni ham madde arayışını doğurmaktadır.

Üçüncü nesil biyoyakıtlar; mikroALG' ler, siyanobakteriler, yosun, maya, mantar vb. biyodizel, biyoetanol, biyogaz, biyohidrojen gibi yakıtların ham maddeleridir. Yetiştirilmesi çok kolaydır. Karbondioksit emisyonlarını kullanarak yakıta dönüştürebilir. Birim alandaki alg biyokütlesi diğer ham madde kaynaklarına göre çok daha yüksek olmakla birlikte ALG' leri ham madde olarak kullanmanın maliyeti de epey fazladır.

Benzine katkı maddesi olarak kullanılan biyoetanol, biyolojik bir ham maddeden oluşturulan etil alkoldür. Benzine göre daha az kükürt içerdiğinden yanma sırasında sera gazı emisyonunu azaltır. Biyoetanol, nişastanın fermantasyonundan elde edilir veya selüloz tarafından üretilir.  Biyoetanol üretimi için yaygın olarak kullanılan ALG' lerden bazıları Sargassum , Glacilaria , Prymnesium parvum, Euglena gracilis , P. orphyridium, Chlorella, Dunaliella, Chlamydomonas, Scenedesmus ve Spirulina’ dır.

Biyodizel, uzun zincirli yağ asitlerinin metil esterlerini oluşturmak için ALG' lerden elde edilen lipitlerin karşılıklı esterlenmesiyle üretilir. Zincirin uzunluğu, lipit kaynağına bağlıdır. Biyodizel üretimi için hem mikroalg hem de makroalg kullanılabilir. Biyodizel üretimi için en yaygın incelenen türlerden bazıları Chlamydomonas reinhardtii, Dunaliella salina, Chlorella sp. , Botryococcus braunii, Phaeodactylum tricornutum ve Thalassiosira pseudonana, Nannochloropsis ve Isochrysis sp .’dir. Biyodizel üretiminde kullanılan alg türleri genellikle (agırlıkları ile kıyaslandığında) yüksek lipit miktarına sahip olan türlerdir. Elde edilen biyodizelin verimi ALG' lerin büyümesine etki eden nitrojen açlığı, kontrollü besin temini ve lipit üretimi ve birikimi miktarı, biyokütle gibi parametrelerce belirlenir.

Bir diğer biyoyakıt çeşidi de hala üzerinde çalışılan biyohidrojendir. ALG' ler de biyohidrojen üretimine oldukça elverişlidir. Biyolojik olarak üretilen hidrojen yenilenebilir, doğayı kirletmeyen ve verimli bir enerji kaynağıdır. Yenilenemeyen enerji kaynaklarına göre iki ila üç kat daha fazla enerji kapasitesine sahip olmasına rağmen pratiğe geçirilmesindeki güçlüklerden dolayı henüz tam anlamıyla kullanılamamaktadır. Biyohidrojen üretimindeki verime kıyasla yapılması gereken yatırımın maliyeti çok yüksektir yani ekonomik değildir.  Öte yandan yoğunlaşmayan gazın depolanması ve gerekli alana taşınması da problem yaratmaktadır. Genel olarak hidrojen kömürden veya suyun elektrolizi yöntemi ile üretilmektedir. ALG' lerden biyohidrojen üretiminde temel olarak iki mekanizmadan faydalanılır. Bunlar: Fermantasyon ve Fotosentez…
Fermantasyonda, biyohidrojen fotofermentasyon ve karanlık fermantasyon yoluyla üretilirken, biyohidrojenin fotosentetik üretimi doğrudan fotofosforilasyon ve dolaylı fotofosforilasyon yoluyla gerçekleşir.
 
Biyofotoliz (fotofosforilasyon): Biyofotoliz, doğrudan veya dolaylı olmak üzere iki farklı mekanizmada gerçekleşir. Doğrudan fotoliz, bir enzim hidrojenazın etkisiyle su moleküllerinin hidrojen ve oksijene parçalanması işlemidir. Süreç, yüksek yoğunluklu ışık enerjisinin canlı bir sistem üzerindeki etkisiyle gerçekleşir. Dolaylı fotoliz benzer bir yol izler, ancak işlemin substratı karbon rezervinden gelir; burada enerji, nişasta, glikoz veya benzer bileşikler şeklinde rezerve edilir.
Fotofermentasyon: Organik bir substratın ışık varlığında hidrojen ve karbondioksite parçalanmasıdır. Esas olarak TCA döngüsünün bir parçası olarak ortaya çıkar, nitrojen sınırlayıcı faktördür.
 
Karanlık fermantasyon: Karmaşık organik bileşiklerin güneş ışığı olmadan daha basit monomerlere dönüşmesine ve daha sonra düşük moleküler ağırlıklı organik asitlere ve alkole dönüştürülmesine karanlık fermantasyon denir. Hidrojen, süreç boyunca çok düşük miktarlarda üretilir. Butirik asit, asetik asit vb. gibi yan ürünler de reaksiyon sırasında açığa çıkar. Yukarıda bahsedilen işlemlerin en büyük dezavantajlarından biri, fotosentez reaksiyonu sırasında oksijen oluşmasıdır. Üretilen oksijen, süreci durduran hidrojenaz veya nitrojenaz enzimlerinin aktivitesini inhibe eder. Bu nedenle, bazı durumlarda karbon birikimi için fotosentetik aşamada ayırma ve karbon parçalanması için fermantasyon aşamasında iki veya daha fazla reaktör kullanılır. Hidrojen verimi, kültür koşullarının ayarlanması ile geliştirilebilir. Esas olarak kullanılan alg türüne bağlıdır, ancak daha iyi bir hidrojen verimi için oluşturulacak farklı faktörler, pH (5.2 ve 6.0 arasında), substrat konsantrasyonu, hammadde özellikleri, biyoreaktör türü vb .'dir
 
ALG' ler nerede ve nasıl yetiştirilir?
 
Raceway havuzları ve biyoreaktörler ile alg üretimi sağlanır. Havuz sistemleri ve biyoreaktörlerin farklı türleri bulunmaktadır. 
Raceway havuz sistemleri açık ve kapalı olmak üzere iki türdür.
 
Açık havuz sistemleri, biyoyakıt üretimi için alınan alg suşuna bağlı olarak hem tatlı su hem de tuzlu su havuzları olabilen doğal açık havuzlardan oluşan alg büyümesi için en ekonomik yerlerdir. Bu sistemin seçilen mikroALG' lerin kirlenmesi, mantar üremesi, diğer alg türlerinin istilası gibi dezavantajları olmasına rağmen ALG' lerin kolaylıkla büyümesini sağladığından verimi yüksektir. Bu nedenle de çok sık tercih edilir. 
 
Kapalı havuz sistemleri, açık sistemindeki alg istilası ve mantar oluşumu gibi dezavantajları belli bir noktaya kadar engeller. Açık havuzlarda olan buharlaşma sorunu da kapalı havuzlarda yoktur.
 
Fotobiyoreaktörler, ışık, sıcaklık, pH vb. gibi optimum koşullar altında seçilen suşun büyümesini destekleyen yapay yetiştirme sistemidir. Boru şeklinde, düz plaka veya dikey kolon tipi gibi farklı konfigürasyonları vardır ve alg kültürleri pompalanarak sürekli olarak yeniden sirküle edilir. Burada kullanılan yapılar akrilik veya cam malzemelerden yapıldığından, saydamdırlar ve doğal güneş ışığının içeri girmesine izin vererek yosunların fotosentez yapmasına ve büyümesine yardımcı olurlar. İç mekanlarda ise yapay ışıklandırmalar ile fotosentez tetiklenerek yüksek verim sağlanabilir. Fotobiyoreaktörler havuz sistemlerine göre daha maliyetli bir seçim olmasına rağmen alg biyokütlesinin tek tip ve kontrollü büyümesini sağlaması, besin seviyelerinin, CO 2 seviyelerinin ve diğer tüm parametrelerin kontrolü ve izlenmesi daha kolay olduğundan çok daha verimlidir.
Doğal güneş ışığını taklit eden yapay ışık yayan diyot sistemleri ile gece koşullarında bile biyokütle üretebilir.  Buharlaşma ile oluşan su kayıpları minumum seviyededir. Bu da açık ve kapalı havuz sistemlerindeki takviye su gereksinimini ortadan kaldırmaktadır.

KAYNAKLAR:

Talaei, M., Mahdavinejad, M., Azari, R. (2020). Thermal and energy performance of algae bioreactive façades: A review. Journal of Building Engineering, 28, 101011.

Anto, S., Mukherjee, S.S., Muthappa, R., Mathimani, T., Deviram G., Kumar, S., NathVerma, T., Pugazhendhi, A. (2020). Algae as green energy reserve: Technological outlook on biofuel production. Chemosphere, 242,  125079.

 

Bu yazı 6010 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum